BHB Editör
İran, ABD ile kalıcı bir barış anlaşmasına yönelik temasların sürdüğü kritik dönemde petrol sevkiyatını savaşın başlangıcından bu yana en yüksek seviyeye çıkardı. Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı üzerinden açık şekilde gerçekleştirdiği ham petrol ihracatını hızlandırırken, tankerlerde bekletilen yüzer depo miktarı da dikkat çekici seviyeye ulaştı.
Tanker Trackers verilerine göre İran, 15 Haziran 2026’dan bu yana yaklaşık 36 milyon varil ham petrol ihraç etti. Aynı büyüklükte bir petrol hacminin ise İran karasularında bulunan tankerlerde yüzer depo olarak bekletildiği bildirildi.

Hürmüz’e üç süper tanker girdi
Gemi takip verileri, pazartesi sabahı toplamda yaklaşık 6 milyon varil İran ham petrolü taşıyan üç süper tankerin Hürmüz Boğazı’na giriş yaptığını gösterdi.
ABD yaptırımları kapsamında bulunan Elva, Virgo ve Vigor adlı tankerlerin, İran’ın en büyük petrol ihracat merkezlerinden biri olan Hark Adası’ndan hareket ettiği kaydedildi.
Bu hareketlilik, savaşın başladığı şubat sonundan bu yana İran’ın deniz yoluyla petrol ihracatında görülen en güçlü sinyallerden biri olarak değerlendiriliyor.
İran petrolünün rotası yine Çin
İran petrolünün önemli bölümünün doğrudan nihai varış noktasına gitmek yerine Singapur açıklarında gemiden gemiye transfer edildiği biliniyor. Bu yöntemle taşınan yüklerin büyük kısmının Çin’deki rafinerilere ulaştırıldığı belirtiliyor.
Tahran’ın sevkiyat temposunu artırması, hem yaptırımlara rağmen ihracat kapasitesini koruduğunu hem de petrol gelirlerini savaş koşullarında daha güçlü biçimde devreye soktuğunu gösteriyor.

LNG tankerlerinde de dikkat çeken trafik
Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlilik yalnızca petrol tankerleriyle sınırlı kalmadı. Katar bağlantılı dört boş sıvılaştırılmış doğal gaz tankerinin de pazartesi günü Körfez yönüne geçiş sinyali verdiği bildirildi.
Bu geçişlerin tamamlanması halinde, savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı’nda tek bir günde kaydedilen en yüksek tanker trafiği ortaya çıkacak.
Petrol ve LNG tankerlerindeki eş zamanlı yoğunluk, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji piyasaları açısından yeniden en kritik risk noktalarından biri haline geldiğine işaret ediyor.






