BHB Editör
Bir asır önce yürürlüğe giren Kabotaj Kanunu, Türk karasularında taşımacılığı yabancı şirketlerden alıp Türk bayraklı gemilere bıraktığında hedef denizlerde egemenliği sağlamaktı. Ancak geçen 100 yıl, bu düzenlemenin yalnızca denizcilik sektörünü değil, Türkiye ekonomisinin neredeyse tüm stratejik alanlarını besleyen bir ekosistemin temelini attığını gösterdi. Bugün limanlardan tersanelere, savunma sanayiinden enerjiye, turizmden lojistiğe kadar uzanan milyarlarca dolarlık ekonomik hacmin arkasında, 1 Temmuz 1926’da atılan o adım bulunuyor.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 80’inin deniz yoluyla gerçekleştirildiği günümüzde, denizcilik artık yalnızca bir ulaştırma faaliyeti değil, ülkelerin rekabet gücünü belirleyen stratejik sektörlerden biri olarak öne çıkıyor. Jeopolitik gerilimler, tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi ve üretimin yakın coğrafyalara kayması da limanların ve deniz lojistiğinin önemini her geçen gün artırıyor.
Limanlar artık sadece yük değil, ekonomiyi taşıyor
Türkiye’nin Avrupa, Asya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasındaki konumu, limanlarını bölgesel ticaretin merkezlerinden biri haline getiriyor. İMEAK Deniz Ticaret Odası’nın Haziran 2026 Denizcilik Sektörü Göstergeleri Raporu’na göre yılın ilk dört ayında Türk limanlarında 185,6 milyon ton yük elleçlenirken, konteyner trafiği 4,55 milyon TEU’ya ulaştı.
Aliağa, Kocaeli, Mersin, İskenderun, Ceyhan, Tekirdağ ve Ambarlı gibi limanlar artık yalnızca ihracat kapısı değil; organize sanayi bölgelerini küresel pazarlara bağlayan üretim üsleri olarak da öne çıkıyor. Liman yatırımları ihracatçıların lojistik maliyetlerini azaltırken, Türkiye’nin bölgesel lojistik merkez olma hedefini de destekliyor.
Kabotaj taşımacılığı ise iç ticaret ve yolcu ulaşımında önemini koruyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında kabotaj hatlarında 119 milyon yolcu ile 9,6 milyon araç taşındı.

Tersaneler siparişe yetişemiyor
Son yıllarda Türkiye’nin en hızlı yükselen alanlarından biri de gemi inşa sanayisi oldu. Türk tersaneleri bugün yalnızca ticaret gemileri değil; römorkörlerden feribotlara, balıkçı gemilerinden askeri platformlara kadar yüksek teknoloji gerektiren birçok projeyi hayata geçiriyor.
İMEAK Deniz Ticaret Odası verilerine göre gemi ve yat ihracatı 2026’nın ilk dört ayında 932 milyon doları aşarak geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık iki katına çıktı. Avrupa başta olmak üzere birçok ülkenin çevreci, hibrit ve elektrikli gemi siparişlerinde Türk tersanelerini tercih etmesi, sektörün küresel rekabet gücünü artırıyor.
Deniz turizmi ekonomiye yeni kaynak oluşturuyor
Pandemi sonrasında hızla toparlanan kruvaziyer turizmi de denizcilik ekonomisinin büyüyen başlıklarından biri haline geldi. 2025’te tarihi yolcu sayılarına ulaşan sektör, 2026 yılında da yükselişini sürdürüyor.
Kruvaziyer gemileri yalnızca liman işletmelerine gelir sağlamıyor; konaklama, restoran, ulaşım, perakende ve yerel esnaf başta olmak üzere birçok sektöre doğrudan ekonomik katkı sunuyor.

Savunma projeleri sivil sanayiyi de büyütüyor
Denizciliğin yükselen alanlarından biri de savunma sanayisi. Milli fırkateynlerden insansız deniz araçlarına, sahil güvenlik gemilerinden lojistik destek platformlarına kadar birçok proje yerli tersanelerde geliştiriliyor.
Bu yatırımlar sadece askeri kapasiteyi artırmakla kalmıyor; mühendislik altyapısını güçlendiriyor, yan sanayiyi geliştiriyor ve sivil gemi üretiminde kullanılan teknolojilerin de daha hızlı gelişmesini sağlıyor.
Yeni rekabet yeşil dönüşümde yaşanacak
Sektör temsilcilerine göre denizcilikte yeni dönemin rekabeti artık gemi sayısıyla değil; dijital limanlar, yapay zekâ destekli lojistik, alternatif yakıtlar, düşük karbonlu taşımacılık ve akıllı liman yönetimiyle belirlenecek.
Uzmanlar, liman-demiryolu entegrasyonunun güçlendirilmesi, yüksek teknolojili gemi üretiminin artırılması ve dijitalleşmenin hızlandırılması halinde Türkiye’nin küresel mavi ekonomiden aldığı payı önemli ölçüde artırabileceğini belirtiyor.
Kabotaj Kanunu’nun 100’üncü yılında ortaya çıkan tablo, denizlerdeki bağımsızlığın artık yalnızca Türk bayrağı taşıyan gemilerle değil; güçlü liman altyapısı, ileri teknoloji tersaneler, rekabetçi lojistik ağı ve sürdürülebilir denizcilik politikalarıyla ölçüldüğünü ortaya koyuyor. Bugün 100 yıl önce atılan adım, Türkiye’nin denizlerdeki egemenliğinin yanı sıra ekonomik kalkınmasının da en önemli yapı taşlarından biri olarak değerlendiriliyor.






