Haber Merkezi
İklim krizi, jeopolitik gelişmeler ve ekonomik gündemin gölgesinde kalmış gibi görünse de insanlığın geleceğini şekillendirecek en kritik meselelerden biri olmaya devam ediyor. Bilimsel veriler ise tehdidin boyutunu her geçen gün daha net ortaya koyuyor.
Dünya genelinde buzullar hızla eriyor. Uzmanların hesaplamalarına göre, her saat eriyen buz miktarı yaklaşık 90 adet Empire State Binası’nın hacmine denk geliyor. Bu durum yalnızca kutup bölgelerindeki ekosistemleri değil, küresel ölçekte milyarlarca insanın yaşamını da etkiliyor.
Antarktika’da yaşayan imparator penguenleri, yavrularını kış boyunca kıyıya tutunmuş deniz buzları üzerinde büyütüyor. Ancak buzulların erken çözülmesi halinde yavrular yüzmeyi öğrenemeden yaşamlarını yitirebiliyor. Bilim insanları, bu durumun bazı kolonilerde tüm bir neslin kaybına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

“Kıyamet Buzulu” endişesi
Uzmanların “Kıyamet Buzulu” olarak adlandırdığı Batı Antarktika’daki Thwaites Buzulu, küresel deniz seviyeleri açısından kritik öneme sahip. Deniz seviyesinin altında bulunan dev buz kütlesi, daha geniş Batı Antarktika Buz Tabakası’nı adeta bir tıpa gibi yerinde tutuyor. Isınan okyanus sularının alttan aşındırdığı bu yapının zayıflaması halinde, tek başına küresel deniz seviyelerinde yaklaşık 65 santimetrelik bir yükselişi tetikleme riski bulunuyor.
Bugün dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ı, yani 3 milyar insan, kıyı şeritlerinin 100 kilometre yakınında yaşıyor. Araştırmalar önümüzdeki 30 yıl içinde deniz seviyelerinde yaklaşık 50 santimetrelik bir yükseliş yaşanabileceğini ortaya koyuyor. Ancak son gözlemler, bu sürecin öngörülenden daha hızlı ilerlediğine işaret ediyor.
Bilimsel çalışmalara göre deniz seviyesindeki her 1 santimetrelik yükseliş, ortalama olarak yaklaşık 1 metre kıyı kaybına neden olabiliyor. Bu hesaba göre 50 santimetrelik bir artış, fırtına ve aşırı hava olayları dikkate alınmasa bile onlarca metre kıyı şeridinin haritadan silinmesi anlamına geliyor.

İstanbul için kritik senaryo
Türkiye ekonomisinin yaklaşık yüzde 60’ı Kuzey Marmara sahil hattında yoğunlaşmış durumda. Bu nedenle bölgedeki olası iklim kaynaklı riskler yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik sonuçlar da doğurabilecek nitelikte.
Araştırmalar, İstanbul’un Avrupa’nın iklim değişikliğine karşı en kırılgan kentlerinden biri olduğunu gösteriyor. Climate Central’ın projeksiyonlarına göre, deniz seviyesindeki yükseliş nedeniyle kentin bazı alçak kesimleri 2050 yılına kadar ciddi risk altına girebilir. Çalışmalar, belirli bölgelerde deniz suyunun kilometrelerce iç kesimlere ilerleyebileceğine işaret ediyor.
2 derecelik ısınmanın bedeli ağır olabilir
Bilim insanları, küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece ile sınırlamanın kritik önem taşıdığını vurguluyor. Isınmanın 2 dereceye ulaşması halinde ise buzullar açısından geri dönüşü olmayan süreçlerin tetiklenebileceği belirtiliyor.
Bu senaryoda Grönland Buz Tabakası’nın önemli bölümleri, Batı Antarktika’nın geniş alanları ve Doğu Antarktika’nın bazı kesimleri kalıcı değişimlerle karşı karşıya kalabilir. Ayrıca Kuzey And Dağları, Doğu Afrika ve Endonezya’daki birçok buzulun tamamen yok olması ve bu bölgelerin su kaynaklarının ciddi zarar görmesi bekleniyor.
Uzun vadede ise küresel deniz seviyelerinde 12 ila 20 metre arasında yükseliş ihtimali gündeme gelebilir. Böyle bir gelişme, dünya genelindeki kıyı şehirlerinin yeniden şekillenmesi anlamına geliyor.
Ekonomik etkiler şimdiden hissediliyor
Deniz seviyesindeki yükseliş yalnızca çevresel bir sorun değil. Enerji altyapılarında hasar, liman ve tedarik zincirlerinde aksama, tarım arazilerinin kaybı, sigorta maliyetlerinde artış ve kitlesel göç hareketleri gibi sonuçlar küresel ekonomiyi doğrudan etkileyebilir.
Riskler bazı bölgelerde şimdiden fiyatlanmaya başladı. Özellikle ABD’nin Florida eyaletinde iklim kaynaklı afet riskleri nedeniyle konut sigortası primleri ortalama 12 bin dolara kadar yükselmiş durumda. Bir milyondan fazla kişi devlet destekli sigorta sistemine yönelirken, bazı özel sigorta şirketleri yüksek riskli bölgelerde yeni poliçe düzenlemekten kaçınıyor.
“Mühendislik çözümleri tek başına yeterli değil”
Bilim dünyasında, sıcak okyanus sularının Antarktika buzullarına ulaşmasını engelleyecek deniz altı bariyerlerinden, güneş ışınlarını uzaya geri yansıtmayı hedefleyen teknolojilere kadar birçok çözüm önerisi tartışılıyor. Ancak uzmanlar, bu tür yöntemlerin yalnızca zaman kazandırabileceğini, asıl çözümün sera gazı emisyonlarını azaltmaktan geçtiğini vurguluyor
İklim krizine ilişkin bu değerlendirmeleri, kısa süre önce Beko’daki görevinden ayrılan Hakan Bulgurlu da gündeme taşıyor. Bulgurlu, iş yaşamındaki başarılarının yanı sıra çevre ve iklim konularındaki duyarlılığıyla da tanınıyor.
2019 yılında Everest Dağı’na tırmanan Bulgurlu, bu deneyimini “Tehlikeli Tırmanış” adlı kitabında kaleme aldı. Ardından Antarktika’ya gerçekleştirdiği zorlu yolculukla dikkat çekti. Kas gücüyle kıtaya ulaşan ilk Türk olan Bulgurlu, bu deneyimini de “Buzlar Eriyince” adlı kitabında anlattı.
Dünyanın farklı bölgelerinden bilim insanları ve uzmanlarla görüşmeler gerçekleştiren Bulgurlu, buzulların erimesinin yalnızca deniz seviyelerini yükselten bir çevre sorunu olmadığını; ekonomik, sosyal ve insani sonuçları olan küresel bir kriz olduğunu vurguluyor. Veriler ise doğanın hata payı tanımadığını ve zamanın giderek daraldığını gösteriyor.






