Yat Turizm Derneği Başkanı, Begüm Doğulu, Karadeniz sahillerinin yat ve kruvaziyer turizmine açılması gerektiğini belirtti. Doğulu, bölgenin turizm potansiyelinin değerlendirilmesi için tanıtım çalışmalarının artırılması gerektiğini ifade ederek “Karadeniz sahilleri artık mutlaka yat ve kruvaziyer turizmine açılmalı ”dedi.
Türkiye’nin benzersiz kıyı coğrafyası, doğal limanları, kültürel zenginliği ve yüksek hizmet kalitesiyle yat turizminde çok daha güçlü bir konuma ulaşabilecek potansiyele sahipken bunu yeterince kullanamadığını öne süren Yat Turizm Derneği Başkanı Begüm Doğulu, Turizm Bakanlığı’nın özellikle Karadeniz sahillerinin tanıtım reklamlarını yapmak harekete geçmesini istedi.

Karadeniz’in bugüne kadar turizmde yeterince öne çıkarılamadığını savunan Doğulu, bölgenin yalnızca doğa turizmiyle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti. Yat ve kruvaziyer turizminin bölgeye entegre edilmesi halinde önemli bir ekonomik hareketlilik sağlanabileceğini dile getiren Doğulu, “Karadeniz çanağındaki ülkeler arasında planlanacak kurvaziyer rotaları büyük ilgi görebilir. Ancak şu an insanlar Karadeniz’de yatla ne yapılabileceğini, hangi rotaların izleneceğini bilmiyor” dedi.
Türkiye’de yat turizminin ağırlıklı olarak Bodrum, Marmaris ve Göcek gibi merkezlerle sınırlı kaldığını belirten Doğulu, bu durumun sektörel çeşitliliği kısıtladığını söyledi. Karadeniz’in tanıtımına yönelik uluslararası kampanyaların artırılması gerektiğini vurgulayan Doğulu, “Nasıl Ege ve Akdeniz sahilleri yurt dışında tanıtılıyorsa, Karadeniz için de benzer çalışmalar yapılmalı. Yat seyir programları hazırlanmalı, rotalar net şekilde ortaya konulmalı” diye konuştu.
Karadeniz’in değerleri denizle birleşmeli
Bölgenin gastronomi, kültür ve doğa açısından güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ifade eden Doğulu, Sümela Manastırı gibi tarihi ve turistik değerlerin deniz turizmiyle bütünleşmesi halinde cazibenin artacağını kaydetti. Yaylalar, inanç turizmi ve yerel kültürün de bu sürece dahil edilmesiyle Karadeniz’in çok yönlü bir destinasyon haline gelebileceğini dile getiren Doğulu “ Yani bizim Karadeniz insanımızın nesi eksik? Yemek kültürü çok zengin. Misafiri karşılaması, sıcaklığı, sevgisi, samimiyeti yine öyle. Muhteşem bir doğa var. Her şehrinde farklı bir tarihi doku var. Sümela Manastırı, yaylalar, inanç turizmi kültür, turizmi hepsi bir arada. Tüm bunlar denizle birleştirildiğinde müthiş potansiyel ortaya çıkar “ dedi.
Karadeniz’de yapılacak yatırımların yalnızca belirli şehirlerle sınırlı kalmayacağını, bölge genelinde ekonomik katkı sağlayacağını savunan Doğulu, turizm alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının ortak hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu süreçte bölgedeki tüm paydaşların birlikte hareket etmesi büyük önem taşıyor” dedi.
Marina yatırımlarının kötü olmadığı anlatılmalı
Türkiye’nin yat turizmi altyapısına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Begüm Doğulu, mevcut kapasitenin yetersiz olduğunu ifade etti. Türkiye’nin yaklaşık 8 bin kilometreyi aşan kıyı şeridine rağmen marina sayısının sınırlı kaldığını belirten Doğulu, bu durumun sektörel gelişimin önünde engel oluşturduğunu söyledi.
Marina yatırımlarına yönelik kamuoyundaki tepkilere de değinen Doğulu, bu alandaki projelerin zaman zaman çevresel kaygılar nedeniyle durdurulduğunu ifade etti. Yatırımların tamamen reddedilmesi yerine planlı ve kontrollü şekilde hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Doğulu, turizm gelirlerinin artırılması için altyapının güçlendirilmesinin önemine dikkat çektiği konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Ne yazık ki bizde marina düşmanlığı var. Bir yerde denizle ilgili bir şey yapılsın bir kesim hemen ortaya atılıyor. Kamuoyunda çok ciddi bir propaganda başlıyor. Diyorlar ki devlet peşkeş çekti. Ya hiçbir yer kimseye peşkeş çekilemez. Ama tesis olmazsa turist olmaz. Turist olmazsa döviz girdisi olmaz. Koylara konut yapılmasın ama ticari tesis yapılsın. Marka oteller yapılsın. İstihdam alanları açılsın. Bu tesisler olmasa bu yatlar da gelmez. Marina düşmanlığı Türkiye’ye milyarlarca dolar kaybettiriyor. Bakın, milyon değil milyarlarca dolar kaybettiriyor. Bunu kırmak için insanları bilinçlendirmek, bilgilendirmek lazım. Burada da sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşüyor. “





